RSS

Category Archives: Erkekler

Erkeklerin Meqanı:)

Mutlu Evli Çift Vardır

Mutlu Evli Çift Vardır

Mutlu evli çift vardır. Biz mutluyuz. Beş yıla geliyoruz, ve evli ve çocuklu olanlar bilirler, birinci ve sonra ikinci çocuk bunalımlarını da aştık ve gün geçtikçe birbirimizi daha çok seviyoruz. Kritik olan ve burada tartışmak istediğim şu: Sadece birbirimizi daha çok seviyor olmamız bizi mutlu tutmaya yetmez ve ikimiz de bunu biliyoruz.

Öncelikle şunu kabul etmek lazım. İnsanlar yanlış insanlarla evleniyorlar. Çünkü evliliğin gerçekte ne olup olmadığı konusunda, kendilerinin ve müstakbel eşlerinin gerçek bir evlilikte nasıl roller benimseyecekleri konusunda bir fikirleri yok. İkincisi, çoğu yalnız başlarına bir süre yaşamadıkları için, ailelerinin empoze ettiği değerler bütünüyle, kendi değerler sistemlerini oluşturmadan evleniyorlar. Yani henüz birey olmadan, bireylik hak ve kimliklerinin sınırlarını keşfetmeden, “aslında” kim olduklarını öğrenmeden, neyin onlar için vazgeçilmez, neyin uzlaşılabilir olduğunu bilmeden. Üçüncüsü, karşı cinsi yeterince tanımadan evleniyorlar. Bahsettiğim tanımak karşı cinste hangi özellikleri istediğini bilmek değil, hangi özellikleri istemediğini bilmek. Yani en azından bir kaç ciddi ilişki sonrası, partnerlerini neden “artık” beğenmediklerini, neden “o insan” olmadıklarını fark etmek, ve sonraki ilişkilerde bu dersleri unutmamak. Dördüncüsü, insanlarla değil, imajlarla evleniyorlar. Gece uyandıklarında, uyurken bir bebeğe benzeyen ve bu yüzden yanağını okşayıp üstünü örtmek isteyecekleri biriyle değil, ulaşılmaz bir ciddiyetle “cool” ve mesafeli duranlarla. Sevdikleri değil, toplumun saydığı insanlarla. Konuşacakları değil, sevişecekleri insanla. Daha da ilginci, son yıllarda, fiziği güzel olanla değil, imajı parlak olanla. Nedensiz, nasılsız, sadece kim, ne zaman ve nerede sorularıyla.

Aslında bu kimsenin suçu değil. Maalesef, gördüğümüz evlilikler genelde mutsuz oldukları için, bu konuda “bir şeylerin yapılabileceğini”, evliliklerin çabayla daha iyi, terim size garip gelebilir ama, daha başarılı bir hale getirilebileceğini bilmiyoruz. Zannediyoruz ki, evlenmeyi düşündüğümüz insan bir piyango bileti, büyük ikramiye de çıkabilir, “gelecek sefere” umut da bağlanabilir. Kişisel tasarruf yok, herşey külli iradenin kapsamında. Ama öyle değil. Seçim tabii çok önemli, ama aslolan sizin vereceğiniz emek. Bence her şey geçtiğimiz yıllarda, Gülriz Sururi’nin programına çıkan Güneri Civaoğlu’nun söylediği bir cümlede saklı: “Karım bana kendisini sevmem için her gün yeni nedenler veriyor.”

Bütün ilişkiler bir süre sonra, insanın doğasındaki bencillik yüzünden yıpranıyor. Bütün sevgiler eskiyor. Kısır döngüler ilişkiyi yeniden üretme yeteneklerini iğdiş ediyor. Elindeki asgariler insanın aç doğasına hiç yetmiyor. Bunun nedeni şartlandığımız ve bilmeden belki de dini ve ahlaki değerlerden bile daha sofu ve kayıtsız ve şartsız benimsediğimiz “terazi” kavramı. Yani aldığımızla verdiğimizin dengesi. “Almadan vermek Allah’a mahsus” gibi şartlanmalar. Terazide gözünüz hep karşı tarafın kefesinin sizin kefenize göre ne kadar dolu olduğunda. Burada da kalmıyor bu tıkanma. Bir süre sonra aldığınız ve verdiğinizin dengesi de önemini yitiriyor ve “önce almak, sonra vermek” şartlanması ve bitiş başlıyor.

Evlilik, belki unutanlar vardır, kuruluşu ve tasfiyesi açısından, hatta günlük işleyişin ve üye ya da ortakların arasındaki ilişkilerin kanunlarla düzenlenmesi nedeniyle, şirketler, dernekler, teşkilatlara çok benzeyen gibi bir kurum. Ortak çıkar ve amaçların olduğu, bunlara ulaşmanın ortak metotlarla denendiği bir işbirliği. Saint-Exupery’nin tarif ettiği aşk kavramına paralel, “aşkın göz göze bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmak olduğu” bir ilişki. Ortak amaç, Dali ve Gala’da olduğu gibi bir dahinin desteklenmesi de olabilir, ikisi de memur çocuğu olan genç profesyonel bir çiftin ya da bunlardan birinin sınıf atlaması da. Ortak çıkar, evliliklerinin başarısız olduğunu kimsenin kolay kolay iddia edemeyeceği hanım politikacımız ve iş adamı eşi gibi şahsi servetlerini arttırmak da olabilir, pazar magazinlerinde ve sosyete dergilerinde gördüğümüz çiftlerin, “cemiyet hayatında” görünerek yarattıkları ekonomik ya da cinsel potansiyel de. Bu ortak amaç ve çıkarları, ve bunlara ulaşılacak yol planını eğer tarafların ikisi de benimsiyorsa, o evlilik başarılı bir evliliktir. Başarılı evliliklerin mutlu olması şart değildir. Ve genelde, eşler, bazen mutlu olmasalar da, istediklerine kavuştukları için başarılı evliliklerden şikayet etmezler.

Mutluluk ise üzerinde bir çok filozofun fikir yürüttükleri bir kavram. Bence evliliğe en uygunu, bir önceki paragrafla uyum da sağlaması nedeniyle, “başarı istediğini elde etmektir, mutluluk elde ettiğini istemeye devam etmek” tanımı. Elde ettiğinizi istemeye devam ediyor musunuz? O zaman mutlusunuz. Artık istemiyor musunuz, pekiyi o zaman istemeye devam etmek için ne yaptınız? Kritik nokta Civaoğlu’nun noktası. Siz ilişkiyi beslediniz mi? Çiçeği suladınız mı? Benim kişisel katkım da şu: Bütün ilişkiler bir süre sonra kısır bir döngüye dönüşüyor. Eğer, egonuza yenilir ve “ben onu mutlu etmek için bu kadar fedakarlık yaptım, sıra onda” ve “neden ben, o yapsın” tuzaklarına düşerseniz, negatif kısır döngü girdabına girer ve kesinlikle mutsuz olursunuz. Kısır döngüyü siz yaratın, ama pozitif olarak. Aslında bu da bir alışveriş, ve burada da bir terazi var. Ama, herkes kendi kefesini dolduracağına, siz onun kefesini doldurun o sizinkini. Dengeyi böyle kurmaya çalışın. Yani “onun beni mutlu etmesini istiyorum, beni mutlu etmek için kendisini borçlu hissetmesini istiyorum, o halde onu nasıl mutlu edebilirim” kısır döngüsüne girin. Bu karşılıklı olsun. Olmazsa, karşınızdaki buna karşılık vermezse, zaten yazının başındaki yanlışlardan birini yapmış ve yanlış biriyle evlenmişsiniz demektir. Ama olursa, harika olur.

Bilinen hikayedir. Çeşitli versiyonları var. Adam ölmüş, günahları-sevapları eşit. Seçimi ona bırakıyor ve önce cehennemi , sonra da cenneti gösteriyorlar. Cehennemde iki ucu da sonsuza giden bir masanın üstünde bütün güzel yemekler, cennet taamı, kuş sütü bile var. Ama masada oturanların ellerindeki kaşıklar, kollarından daha uzun. Kaşıklara doldurdukları lezzetleri bir türlü ağızlarına götüremiyorlar. İşkencenin en ölümcülü. Cennete gidiliyor. Masa aynı masa, yiyecekler, hatta kaşıklar bile aynı. Ama cennettekiler, uzun kaşıkları birbirlerinin ağzına götürerek, hem karşılarındakileri besliyorlar, hem de kendileri yiyorlar.

Yeryüzü cenneti zor değil. Terazide onun kefesini doldurmaya başlayın. Pazar sabahları gazete ve onun sevdiği pastanenin poğaçalarını almaya gittiğinizde, sapları kısa da olsa, küçük bir gül demeti alın, onu uyandığında görmesi için yastığınızın üstüne koyun. Ona gereksiz ve küçük e-mail’ler gönderir, gün içinde duyduğunuz bütün komik fıkraları telefonla hemen ona anlatın. Beraber gittiğiniz alışverişte, kararsız kaldığında ona iki bluzu da alın. Bütçeniz o sırada kısıtlı olsa da, size son derece komik gelse de, onun istediği komik mutfak ve banyo malzemelerini, onu teşvik ederek hatta zorlayarak alın. Siz onu öyle görseniz de, onun da ikna olması için dünyadaki en güzel hamile olduğunu ona defalarca anlatın, size doğuracağı -çünkü gerçekten onları size doğurmaktadır- çocukları ne kadar heyecanla beklediğinizi, üstelik çocukların ona ve onun komik yanlarına benzemesini istediğinizi söyleyin. Küçük bir çocuk gibi hissedip, büyük bir insan olduğu için ağlayamadığında, ona sarılın ve sadece saf şefkat gösterin. Emin olun o da karşılığını verir, hem de belki de aslında sizin hak etmemiş olduğunuz kadarını da verir.

Mutlu evli çift vardır, ama bunun için çaba ve özen gösterdikleri için mutludurlar. Bu dünya üzerinde çaba gösterilmeden elde edilen hiç bir şey yok. “Allah öyle yarattığı” için sonsuza dek süren mutluluklar da. Ama her şeyin size ve tercihlerinize bağlı olduğu gibi bu da size ve tercihlerinize bağlı.

 
Leave a comment

Posted by Eylül 26, 2008 in Erkekler

 

Etiketler: , , , , , , ,

Mutluluğu Aramak

Mutluluğu Aramak
Aldatmak…Birlikteliğin korkulu rüyası. Erkek olsun, kadın olsun, hepimizin zaman, zaman aklından aldatmak geçebilir. Peki niye oluyor niye böyle düşünüyoruz, hiç düşündünüz mü? Sevgili Derin GEZER, bu ay ki yazısında bunu biraz irdelemiş ama sanırım konuyu biraz daha irdelemenin faydası olacak.Şahsi deneyimlerime, arkadaş çevreme, kısacası tanıdığım kişilerin hayatlarına ve okuyup gördüklerime baktığımda, bana bu “aldatma”nın temelinde bir tek neden var görünüyor: “Hayatımızdaki veya fantezilerimizdeki bir boşluğu, bir eksikliği ve bizim de bu eksikliğe karşı olan isteğimiz doğrultusunda yaptığımız, kontrolümüz dışında gelişebilen, MUTLULUĞU ARAMAK için gerçekleştirilen bir olaylar zinciri”.

Evli bir kadın yada erkek durup dururken (isterik olanlar dışında) niye bir başkasına aşık olsun? Niye onunla birlikte olmak istesin? Eğer bunu yapıyorsa emin olunuz ki evliliğinde bir boşluk vardır, bir eksiklik vardır. Kişi, aradığı mutluluğu bulamadığı anda kendisine alternatifler yaratmaya başlar. Bu kaçınılmazdır. İnsan, niye evlenir? Sevdiği insanla mutlu olsun diye. Peki bu mutluluk niye biter? O kişiyle artık mutlu olamadığında ve kendisine, mutlu olabilmek için alternatifler yaratmaya başladığında bu iş bitmiştir. Hele birisiyle ilişkiye girmişse, bu olayın artık kafada bittiğinin kanıtıdır. Kafada biten ilişkileri devam ettirmek, bir insanın yapabileceği en büyük yanlışlardan biridir. Niye diyeceksiniz. Bu ilişkiyi bitirmezseniz en başta kendinize, sonra da eşinize saygınız yok demektir. Gururunuz yok demektir. Kendinize ve çevrenize dürüst değilsiniz demektir. Her ikiniz içinde zaman varken, çok geç olmadan, pişmanlık ve suçluluk duygusuna kapılmadan, dürüst davranarak bu ilişkiyi bitirin. Eşinize, bir zamanlar sevdiğiniz insana, saygısızlık etmeyin. Uygar davranın, boşanmak için illede hayatınızda başka biri olduğunu söylemeniz gerekmez. Mutlu olmadığınızı, ilişkiyi devam ettirmek istemediğinizi söyleyin. Emin olunuz ki, böyle yapmanız, eşinizin sizi bir başkasıyla (sevgilinizle) görmesinden veya olayı bir başkasından duymasından çok daha faydalı olacak ve sizinle, ilerleyen zaman içerisinde dost kalmasını, size olan saygısını yitirmemesini sağlayacaktır. Bu noktada unutmamanız gereken bir şey var: Eşinizden boşanırken, onu bir zavallı gibi düşünmeyin. Bu sizin hayatınızdır. Sizin mutluluğunuz için atacağınız gerekli bir adımdır. Hayatınızdaki en önemli şey sizsiniz, başkaları değil. Bunu hiç unutmayın. Zaten siz niye aldattınız veya niye bir başkasını seviyorsunuz? Aradığınız mutluluğu bulduğunuz için…

Bir de böyle durumlarda yaşanılan suçluluk duygusu var. Kadın veya erkek, eşini aldatıyordur. Sevdiği insanla birlikte olmak için yapmayacağı şey yoktur. Her türlü tehlikeyi göze alır, hayattan bir kaç saat çalabilmek, sevgilisiyle sevişmek, vakit geçirmek için. Ama biraz zaman geçtikten sonra iş ciddileşir. Artık birkaç saatler yetmez olur, yalnız geceler geçmez olur. İş, boşanma noktasına gelmiştir. Ama kişi, eşine karşı bir suçluluk duygusuna kapılmıştır ve boşanamamaktadır. Bu durumlarda kişi, çoğunlukla eşine acıdığı için ve gerekli cesareti kendinde göremediği için, toplumun tepkilerini kestiremediği için boşanamayacağını sanır. Peki bu doğrumudur? Tabii ki değildir. Kendinize gelin ! Siz eğer eşinizi aldatmışsanız, emin olun ki bu sizin suçunuz değildir. Onun size veremediği mutlulukları bir başkasında bulmuşsunuzdur. Bunu kendiniz için yaptınız ve o kişiyle olmaktan mutlu oluyorsunuz. Peki evliliğiniz niye devam etsin? İçinde mutluluk olmayan, aldatmanın karıştığı bir evlilik, evlilik midir? Yapacağınız en güzel şey, evliliği bitirmektir. Unutmayın, bu dünyanın sonu değildir. İlk ayrılan siz değilsiniz. Önemli olan başkaları değil, sizsiniz ve kimsenin, sizin mutlu olmanıza engel olmasına izin vermeyin. Cesaretli olun ve dürüst olun. Evliliğinizi devam ettirdiğinizde sanmayın ki, bu suçluluk duygusu peşinizi bırakacak, sanmayın ki sevdiğiniz insan aklınızdan bir an bile çıkacak. En iyisi siz kendinize ve çevrenize dürüst olun.

Sevgiyle kalın…

 

 
Leave a comment

Posted by Eylül 26, 2008 in Erkekler

 

Etiketler: , , , , , , ,

Namus Belası

Namus BelasıBenim doğduğum, büyüdüğüm yerlerde tüfekler asılırdı evlerin duvarlarına. Kilitli çekmecelerde de tabancalar bulunurdu. Büyükler sayılır, küçüklere kaşlar çatılırdı.

Hele de kız çocuklarına daha bir sert bakardı o kaşların altındaki kömür karası gözler. Kızların hem isimleri vardı hem de namusları. Hem Ayşe, Fatma, Arzu, Dilek’ ti onlar hem de evin, mahallenin namusları. Gerekmedikçe kapıya pencereye çıkmaz, çarşıya inemez, sevdalıkta edemezlerdi. “- Kız öyle gezme, ince basma, adından söz edilir.” diye paylanırlardı.

Eşleri de sorulmazdı onlara. Allah’ın emriyle istenirlerdi, telli duvaklı verilirlerdi. İlk gece, ömürleri boyu korumaları sıkıyla tembih edilmiş, “en kıymetli hazine” lerini kocalarına sunarlardı. Çocuk yapar, evi temizler, dayak yer ve çalışamazlardı. Hayatlarından memnun değilseler bile ses çıkaramazlardı; olsundu yuva bozulmazdı, çocuklar vardı ve nede olsa kocasıydı O. Gizli, gizli ağlarlardı köyümün kadınları ve yavrularını basarlardı sinelerine. Öper koklar onlarla avunurlardı.

Seneler geçti aradan, büyüdük, okullar bitirdik. Büyük şehirlerde büyük işler yapmaya, küçük evlerde bir başımıza yaşamaya başladık. Lisanlar öğrendik, başka, başka memleketler gördük. Beyaz yakalı gömleklerle, otomatik makinelerden içtik kahvelerimizi.

“En kıymetli hazine” miz, erdemlerimiz artık. Çalışkanlığımız, sağlam karakterimiz, sevgimiz, hürriyetimiz. Biyolojik setlerle kesmiyoruz biz ruhumuzun çağıltısını. Eşlerimizi kendimiz seçiyoruz. Daha rafineyiz artık. Rafine zevklerimiz, rafine ilişkilerimiz, rafine hayatlarımız var. Yıktık tabuları, yıktık çünkü onlar mutsuzluk getiriyorlardı. Peki yıktıklarımızın yerine yenilerimizi koyabildik mi?

Benim çalıştığım, yaşadığım yerlerde tek gecelik aşklar var şimdi. Aldatılmalar var, hayal kırıklıkları var.Allah’ın emriyle istemiyoruz artık, tavlıyoruz kızları bilimsel metotlarla. Usulünce savmakta bir sanat artık. Boşanma hürriyetimiz var artık ve biz bu hürriyeti sıklıkla kullanıyoruz ne yazık ki.

Yine ağlıyoruz geceleri. Gizlemiyoruz bu sefer. Ama görecek kimsede yok zaten. Sinemize basacak yavrularımızda yok. Ailemiz yok. Dostlarımız yok. “Adam arar olmuşuz.” Eskittiğimiz ilişkiler kadar popüleriz artık. Ne kadar erken atmışsak bekaret illetini üzerimizden o kadar çok aferin alıyoruz. Ne kadar rahat bırakabiliyorsak tuttuğumuz elleri, ne kadar duyarsızlaşmışsak kendimize kalmaya, o kadar tabu yıkmışızdır mutluluk yolumuzu tıkayan. “Evlilik aşkı öldürüyor” uzunca bir zamandır.

Doğduğum yerlerin insanı da mutsuzdu, geldiğim yerlerin insanları da.

Neden diye soruyorum kendi kendime. Acaba bir şeyleri yıkmaya çok mu kaptırdık kendimizi? Yıkarken gözden kaçırdığımız değerler mi oldu acaba? Yoksa bir şeyleri yıkarak değil de, yaparak mı düzeltmeliydik?

 

 
Leave a comment

Posted by Eylül 26, 2008 in Erkekler

 

Etiketler: , , , ,

Nedir Bu İlgi

Nedir Bu İlgi
Bayanlar, neredeydiniz bunca vakit. Bir anda ortaya çıkan ilginin nedeni ne acaba.

Erkeklerin karşılaştıkları sorunlardan biri de benim başıma geldi. Ve derdimi size açmak istedim.

Uzun bir zaman dilimi boyunca düzgün ve sürekli bir ilişkim olmadı. Tam olmasa da hep arayan bir insan olarak geçti zaman. Ve sonunda aradığım kişiyi buldum. Sorun bu değil. Merak etmeyin ilişkimde ki sorunlar buranın konusu değil, sizi bunlarla sıkmayacağım (zaten özel anlatabileceğim şeyler değiller). Sorun şimdiye kadar beni görmezden gelen bayan arkadaşlar beni sevgilimle görünce, ya da biriyle birlikte olduğumu duyunca tüm davranışları değişivermesi.

Ben eskiden nasılsam simdi de pek farklı değilim, hatta eskiden üstüme başıma dikkat eder, kırışık iç çamaşır bile giymemeye çalışırdım, en pahalı losyonları kullanan her şeyime pür dikkat eden biriydim. Hayır biriyle beraber olunca bir anda yakışıklı bir prens de olmadım. Ama neden bir anda tüm dikkatler üstüme çekildi.

Şimdi bunda sorun ne diyeceksiniz? İlk başlarda ben de böyle düşündüm. Hatta hoşuma bile gitti gibi, ama artık sevgilim de haklı olarak kıskançlık krizleri geçirmeye başlayınca durum biraz olsun değişti. Senelerdir benim ev telefonumu bilen bir bayan iş arkadaşım durduk yerde ilk defa sevgilimle tanıştıktan iki gün sonra araması. Üstelik havadan sudan bir sebep için arayıp boşa cilve yapması ve bunun gibi pek çok durumla karşı karşıya kalmaya başladım.

Senelerdir konuşmadığım kız arkadaşlarımın benimle buluşmak istemesi bazen beni gerekten zor durumlara düşürüyor. Bazen kendimi korumak için sevgilimi anlatıp bayanları kendimden uzaklaştırma ihtiyacı bile görüyorum. Sevdiğimle aram gerçekten iyi. Bir sorun çıkmasa evlenmeyi de düşünüyoruz. Herhangi bir art niyetim yok. Ama zorla insanın aklına şeytani şeyler sokuyorlar bazen.

Ben senelerdir aynı yerdeydim. Bir çoğunuzun peşinden koştum. Dönüp bir yüz bile vermediniz, şimdi başkasının oluncamı değerli oldum. İnsana komşunun tavuğu kaz görünür boşuna denmemiş. Gül gibi adam elden gidiyor diye simdi üstüme atliyacağınıza gerekli ilgiyi sevgiyi zamanında gösterseydiniz belki simdi sizindim. Acaba bu durum evlenince geçecek mi? Evlenen arkadaşlardan bunun cevabını bekliyorum.

 
Leave a comment

Posted by Eylül 26, 2008 in Erkekler

 

Etiketler: , , , ,

Niye Ben Ödüyorum

Niye Ben Ödüyorum

Bir buluşma, her zamanki bildik sahneler ve toplumsal bir yanlış üzerine…

“Eyvah, yine geç kaldım. Şunu yapmasam olmaz sanki, yağmurda çiseliyor. İnşallah bana kızmamıştır” diye düşüne durayım, buluşacağımız yere varmıştım nihayet. Kısa bir cep diyalogundan sonra Merve ile buluştuk. Beni çok özlemişti anlaşılan. Arabaya bindik, Moda da denize nazır bir yerde çay içecektik. Nihayet bir yer bulunca oturduk, bu saatte ve lodos havada neredeyse bir biz vardık o gündüzleri cıvıl, cıvıl mekanda. Akşam karanlığı da çöktüğünden deniz gözükmüyor, sohbetimizi “okey oynayan sigara içen insanlar” konulu manzarayı içeren bir mekanda yapmak zorunda kalıyorduk.

Neyse efendim konular konuları kovaladı, saatler ilerledi, hoş bir sohbetti ve saat epey geç olmuştu. Merve geç olduğunu ve kalkması gerektiğini söyledi. Aslında buraya kadar her şey çok bildik sahnelerdi ve bunu hepimiz hayatımızda birçok kere yaşamışızdır. Ama o an defaatle yaptığım bir şey çok dikkatimi çekecekti. Masadan kalkıldı, hesap ödenecekti. Hesabı tabii ki ben ödedim. Ama olayı yavaş çekimde hayalimde şöyle bir canlandırdım. Sahnede 3 önemli nokta vardı;

1.Masadan kalkarken hesabı ödeyecek kişi olarak gözüne beni kestirmiş olacak ki garson, üzerime doğru hamle yapmış elimi cüzdana atmamı sağlamıştı.

2.Merve tarihsel görevimi yapacağımdan emin bir edayla masada hiç oturmamış gibi yaparak olay mahallinden hızla uzaklaşmıştı.

3.Kadim erkeklik şuuru etkisi ile ben elimi cüzdanıma atarak atılmış, sonrada muzaffer bir kumandan edasıyla olay yerinden uzaklaşmayı düşünmüştüm. Kaldı ki 1. ve 2. şıklardaki sebepler olmasa bile herhalde aynı şeyi yapardım.

Bu yavaş çekim gösteriminden sonra düşünmeden edemedim. Neden hesabı hep erkekler öder, neden bu görev erkelerden beklenir? Ha, sakın ha cimri biri olduğumu falan düşünmeyin. Böyle bir pozisyonda hiç ödememdiğim olmadı ama olayın toplumsal boyutunu düşünüyorum ben. Toplumda hesabı kadının ödemesine müsaade eden bir erkeğe nasıl bakılır sizce? Diyelim bir lokantada yemek yediniz, hesap geldi, hanımefendi nazikçe cüzdanından parayı çıkardı dolgun bir bahşişte bırakarak olay mahallinden uzaklaştı, tüm bu olaylar olurken erkek hayatından memnun ve pişkin bir ifade ile çevreyi temaşa ediyordu. Şimdi size soruyorum olaydaki erkek karakter siz olsaydınız bir daha o lokantaya gidebilir miydiniz? Oraya gidip de garsonların arasındaki muhtemel konuşmaları göz ardı edebilir misiniz? “- Baksana bizim kılıbık gene geldi” ya da “- Helal be abi, herife bak hem en ala besleniyor, hem hatuna ödetiyor, valla helal olsun” ya da “- Böyle asalak bir herif görmedim ya gene mi geldi o?” , “Bu sefer bize ödetmese bari..” şeklinde fısıldaşmalar yapılmayacak zannetmeyin. Oysa bence bu durum gayet doğaldır. Yemeği yiyen ikisi olduğuna göre her ikisi de ödeyebilir. Ancak ben burada hepinizden farklı bir şey düşünüyorum. “Bence hesabı çoğunlukla kadınlar ödemelidir.” Durun, durun hemen kızmayın, peşin hükümlüde olmayın. Bu hesap ödemekten kaçan pişkin bir çapkının durumu kurtarma nevinden bir tezi değildir. Aslında bilakis çok önemli toplumsal bir gerçeğe dayanmaktadır. İnanmayan okusun:

Toplumda erkeklerin hesap ödemesi gerektiğine dair yaygın teamül, geçimi erkeğin sağladığı ve maddi kaynak olarak aldığı baskın görevden kaynaklanmaktadır. Bu sav belli bir dönem için geçerli gibi gözükse de şimdilerde geçerliliğini yitirmiş gözüküyor bana. Neden mi? Çünkü artık iş hayatında hem de her kademede kadınlarda boy gösteriyor. Giyim, makyaj, estetik gibi fuzuli masraflarını bir erkeğin şemsiyesi altında karşılamayacaklarını anlayan bu güruh hızla iş dünyasına yönelmiş, güzellik ve çekiciliklerini de kullanarak insan kaynakları ve personel almadan sorumlu kişilerin başını döndürmüş, iş hayatına balıklama dalmışlardır. Böylece hayatlarını kazanmaya başlamış, fuzuli sınıfına girebilecek bir yığın harcamayı yapma ehliyetini de kazanmışlardır. Tüm bunlar olurken, eskiden yani erkeğin para kaynağı, kadının evin hanımı olarak durduğu dönemlerden kalan bir takım alışkanlıkları da terk etmek kadınların işlerine gelmemiştir. Artık onlar hem hayatlarını kazanacaklar, hem dilediği gibi harcayacak ve yiyecekler, bol bol yiyip aldıkları fazla kiloları vermek için fitness salonlarına yüklü paralar akıtacaklar. Tüm bunlar olurken de basit bir yemek sonrası bile hiçbir şey yokmuş gibi hesabı ödemeye yanaşmayacaklardır. Zavallı biçare erkeklik, hesabı garsona ödeye dursun bir yandan kirayı ödemeyi, arabanın masrafını, bilumum faturaları vs. düşünecektir. Üstelik bütün bu haksızlıklar olurken kadın haklarını savunan feminizm diye bir yoğurtla göle maya çalınmaya uğraşılmış, erkekler adına bir şeyler yapmak kimsenin aklına gelmemiştir. Tabii bir de “Kadınlar paralı erkeklerden hoşlanır” fenomeni vardır ki, bu da omuzlardaki yükü daha da ağırlaştırmaktadır. Oysa safi erkelik hiç bir döneminde paralı kadınlardan hoşlanmayı aklına koymamıştır.

Evet sevgili dostlar,tüm bunların ışığında önümüzde iki yol görünüyor. Ya bundan sonra kadınlar da hesapları ödemeye başlamalılar, ya da işyerlerine yazacakları nazik bir istifa dilekçesi ile yerlerini erkek arkadaşlarına bırakarak, bundan sonraki hayatlarında hesap ödeme zahmetinden kurtulmalıdırlar

 
Leave a comment

Posted by Eylül 26, 2008 in Erkekler

 

Etiketler: , , , , ,

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.